|
|
|
|
|
 |
|
 |
MUSTAFA'DAN EŞİNE AĞIT.
1966 Tarihinde köyden yaylaya göç eden Mustafa ÖZKÖK
ile hanımı yaylada bir müddet kaldıktan sonra.
haziran 16.06.1966 da hastalanan hanımı at ile yayladan köye getirdiler.
ve oradan arabayla K.MARAŞ a gitmek üzere yola çıktılar.
ALİKAYASINA gelmeden karısı vefat etti.
Bunun üzerine kocası şu ağdı yaktı.
Sabahınan erken yükletmiş göçü.
Yaylanın yolunu tutmuş gidiyor.
Yolun üzerinde oyumgoz köyü.
Onunda önünden geçmiş gidiyor.
Sorarsan güzelin adı da dudu.
Zalim felek benim belimi kırdı.
Birinci konalga yurdu köklüeniş.
Onunda suyundan içmiş gidiyor.
Başında poşusu ipekli sırma.
Tomasa varınca orda çok durma.
Havada dönüyor bir bölük turna.
Binboğa dağına uçup gidiyor.
Aygırcanın suyu kıbleye akar.
Güzelin bakışı bağrımı yakar.
Kafir gelemanda çok uzak çeker.
Sümbülü nergisten seçip gidiyor.
Ordan indik gelemanın ardına.
Doktor çare bulamadı derdime
Yıkılası Sarıpınar yurduna.
Kömürün çayını geçip gidiyor.
Mustafa'm söyler bunu özünden.
Kanlı yaş ağladı ala gözünden.
Kefenini aldım hasa bezinden
Şu yalan dünyadan göçüp gidiyor.
Bu şiiri Mustafa Özkök ün Torunu
Örendereli Cuma Özkök'ün Oğlu Musa Özkök
gönderdi.
Allah rahmet etsin mekanı cennet olsun.AMİN
BİBİME AĞIT
İki kolum iki yana döküldü
Kaldırdım kollarım kalkmıyor benim
Tutuldu dizlerim belim büküldü
Ağladım gözyaşım akmıyor benim
Haber salın sevindeki bacıma
Eğlenmesim hemen çıksın da yola
Ne düğüne benzer ne de bayrama
Terk edip gidiyor canlarım benim
Kurudu ağzım içim yanıyor
Döşek diken olmuş rahat vermiyor
Biricik kardeşim halım soruyor
Tutuldu dillerim dönmüyor benim
Ekinimi biçtim eyledim deste
Tarhanam serili kaldı güneşte
Gönder hekim beyim gidem evime
Daha yapacak çok işim var benim
Ben göremem söyleyin AKPINAR’a
Destanımı yazsın koca kağıda
İşte gidiyorum ebedi yurda
Çekiyor topraga ayağım benim
Bu ağıdı TÜRKSEVİN Köyünden Davut Akpınar kısa bir zaman önce ölen
Döndü Bibisine onun ağzından yazmıştır.
|
ANNESİNDEN ALİ’YE AĞIT-2
MEZAR TAŞI
Sana bir emanetim var,
Bekle Ali’mi mezar taşı.
Ben anayım dayanamam,
Kokla Ali’mi mezar taşı.
Mezar taşı,mezar taşı,
Vekilim ol mezar taşı.
Saçın okşa kekil eyle,
Yelden yana dulda eyle,
Günden yana gölge eyle,
Sakla Ali’mi mezar taşı.
Mezar taşı, mezar taşı,
Vekilim ol mezar taşı.
Yavrum için dua eyle,
Benden ona selam söyle,
Mezarını serin eyle,
Yakma Ali’mi mezar taşı.
Mezar taşı, mezar taşı,
Vekilim ol mezar taşı.
Kor değdi yürek yağıma,
Kar yağdı umut dağıma,
Kapanırım ayağına,
Atma Ali’m mezar taşı.
Mezar taşı,mezar taşı,
Vekilim ol mezar taşı.
Kaynak Kişi:Abdullah ÇELİK(Merkez Fatih i.ö.o Türkçe Ögretmeni)
Derleyen:Mehmet AKPINAR
HANIMINDAN ALİ’YE AĞIT-3
Bir kara haber ki büktü belimi,
Ölmeden mezara gönderdi beni,
Kırdı kanadımı kırdı kolumu,
Yaşayan ölüye dönderdi beni.
Bir kara haber ki sarardım soldum,
Tuttum,tutam tutam saçımı yoldum.
Yitirdim eşimi divane oldum.
Mecnuna dönderdi beni.
Aklıma gelmezdi böyle bir ölüm,
Karaya belendi yeşilim ,alım,
Umudum yok gayrı yeşermez dalım
Kurumuş çalıya dönderdi beni.
Kaynak Kişi:Mehmet AKPINAR
Derleyen :Abdullah ÇELİK ( Merkez Fatih İ.Ö.O.Türkçe Öğretmeni )
ALİ’YE AĞIT-1
Türk Sevin köyünden Ali, genç yaşta geçim derdine düşer.Kısmetinde gurbet elde çalışmak vardır.Tünel kalıp işinde çalışırken inşaatın sekizinci katından düşerek ölür.Geride genç yaşta dul kalan bir eş,iki öksüz yavru bırakır.Buna dayanamayan arkadaşı Mehmet AKPINAR, aşağıdaki ağıtı yakar:
Duydunuz mu Sevin eli,
Başımıza gelen halı.
Dokuzuncu kattan düşmüş,
Ölmüş tama bizim Ali.
Bu mu feleğin oyunu,
Bizden de aldı payını.
Cenazesi gelir şimdi,
Koyun Ali’nin suyunu.
Kayseri’dir uzun yazı,
Ta ciğerden vurdun bizi.
Emanetin kime oldu,
Yetim kaldı çifte kuzu.
Gittin ki gelirim deyi,
Muhanet bir zulüm deyi.
Giderken nazlı eşine,
Sarıldın mı gülüm deyi.
Kayseri’nin nazarına,
Düşmüşler can pazarına.
Ali’m genç yaşında öldü,
Bayrak dikin mezarına.
Kimse sevinmez ölüye,
Bacılar döndü deliye.
Benim bile içim yandı,
Ağıt yakarım Ali’ye.
Böyle mi alın yazısı,
İçerden çıkmaz sızısı.
Söyle babası kime,
Ali’nin çifte kuzusu.
İlkbaharda naz ayları,
Ayrı geçti yaz ayları.
Kara toprak sardı seni.
İki binin güz ayları.
Yaram derin basma tuzu,
Bir kara yas aldı bizi.
Toprağa bir yiğit gömdük,
Eylül ayın on dokuzu.
Baban ağlar Ali’m deyi,
Anan ağlar gülüm deyi.
Kara haberi duymuş,
Yasta kaldı Sevin köyü.
Ali’m kefeni aksın,
Açın bacıları baksın.
Ali’m ne gelir elden,
Akpınar ağıtın yaksın.
Kaynak Kişi:Mehmet AKPINAR
Derleyen:Abdullah ÇELİK(Merkez Fatih İ.Ö.O.Türkçe Öğretmeni)
EŞİNDEN ALİ’YE AĞIT-4
Bir emanet saldım hani nerede,
Getir emanetim kanlı Kayseri.
Ben etmedim dedin yalan söyledin.
İnanmam ki iki dinli Kayseri.
Gelip devrildiler çoğumuş dostun,
Gayrı gelmez eşim,umudu kestim.
Beni dul koymaya neydi kastın,
Ayırdın Ali’mden kinli Kayseri.
Dedim hayra yoram kara düşümü,
Benim de diksinler mezar taşımı,
Soğusun yüreğin aldın eşimi,
Gözlerim yollarda kaldı Kayseri,
Kaynak Kişi:Mehmet AKPINAR
Derleyen :Abdullah ÇELİK (Merkez Fatih İ.Ö.O Türkçe Öğretmeni)
SEHER’İN AĞIDI
Türksevin köyünden Çapar Halil’in ölümü üzerine yalnız kalan
Eşi Seher BÜLBÜL, bu duruma üzülür ve şu ağıdı yakar.
Hele deli gönül hele,
Ataşlandım yandım gene.
Oturmaya ben gelmedim,
Ağlamıya geldim bura.
Pancar tarlasından geldim,
Düşkün haberini duydum.
Ağlamam diyordum guzum,
Ağıdı elime aldım.
Esti deli gönül esti,
Gene aklıma neler düştü.
Ayan olsun eşim sana,
Paşa cevizini aldım.
Yoruldum yola oturdum,
Felek vurdu ben götürdüm.
Ayan olsun eşim sana,
Bu yıl aklımı yitirdim.
Babanız göçünü göçürdü,
Göçü kervan göçümü.
Babanız burnuma kohuyor,
İçli köfte içimi.
DİRGEN ALİ’NİN OĞLU FAKI’NIN AĞIDI
Çukurpınar köyü eski muhtarı Osman KIZILAY’ın annesi Altunelmalı
Oldugu için bu ağıdı Dirgen Ali’nin oğlu Fakı’ya söylemiştir
İnce Fakı’m keklik avlar,
Ağ gelinim yayla yaylar.
Sal etmişler getirmişler,
Ataş düşsün yansın dağlar.
Öt gel kekliği elinde,
Gümüş tüfağaa dalında.
İnce fakı’m av avlıyor,
Güvel gelinin yanında.
Ağ gelinim ağ gelinim,
Issız galdı dağ gelinim.
Çanlı sürü bere girdi,
Goyununu sağ gelinim.
Fakı’m Maammedi’mden nazlı,
Seçilir gelir gazlı.
Dışarıya çıkma Fakı’m,
Emmilerim kemli sözlü.
Salınan yelgin geldiler,
Çatal gapıdan girdiler.
Daha doyup osanmadan,
Fakı’m elimden aldılar.
EŞİNDEN ALİ’YE AĞIT-5
Kayseri’nin yolu uzak.
Yollarıma kurdun tuzak.
Bu yazgıyı nasıl bozak,
Kadir Mevla’m kara yazmış.
Kara kekil toz mu oluk?
Alim bize göz mü oluk?
Yavruların yetim kalık,
İki yetimin üç oluk.
Yuva kurdun oturmadın,
Yalan dünyada gülmedin.
Yavrularına kıyamazdın,
Şimdi boynu bükük kalık.
Kara kaşın ela gözün,
Çok özlemişim şirin sözün,
Şu dünyada yok ki gözüm.
Ben yetim Ali’mi özledim
Yetimlerin yetimi idin,
Sefillerin sefili idin.
Niye bizi yalnız kodun,
Yetim Ali’m seni çok özledim.
İçimdeki yanan ateş,
Alevlenip küle döndü.
Kıymadığım yetim Ali’m,
Çürüyüp de toprak oldu.
Ev verdin direğin kırdın,
Yavruların boynun burdun.
Gün günü artıyor derdim,
Ayrılık ölümden beter.
Ne olur Ali’m ben öleydim.
Sen de murada ereydin.
Hasretinden sürünüyorum.
Sen bensiz mutlu olaydın.
Varıp başına oturdum,
Uzattım elimi tutmadın,
Ali’me selam yolladım.
Küsmüş selamım almadın.
Kaynak Kişi:Dilber SARIKAYA
Derleyen : Abdullah ÇELİK( Merkez Fatih İ.Ö.O Türkçe Öğretmeni)
GÖRÜMCEME
Yüce dağlar yüce dağlar
varmı ki sana zararım,
Görümceme ölmüş derler
Geder maraşı ararım
Yüce dağlar engin dağlar
Karı erir suyu çağlar
Görümceme ölmüş derler
Halime gelin çokca ağlar
Gelinleri oturmuşlar
Başlarında kara yazma
Sana diyom Duran ağa
Gedip de maraşı gezme
Ben ağlarım dura dura
Dizlerime vura vura
Görümceme ölmüş derler
O da gelmez gayrı bura
Yana yana kül olucum
Amanın gız deli olucum
Görümceme ölmüş derler
Açın yüzünü görücüm
İçerimde ince sızı
Hergün böyle ağlıyorum
Görümceme çokca yandım
Durmaz dilim söylüyorum
Zöhre AKPINAR |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|