Televizyon bizlere yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı unutturan,
bizleri kendine tutsak eden ve anlamsız şeylerle bizleri oyalayan
bir makinedir. Ne yazık ki hepimiz de unun tutsağı olmuşuz.
Yabancılar ona aptal kutusu diyor.Bu durumda bizler onların
gözünde aptal durumuna düşmüş oluyoruz.Bizlerde hayatımızda
olmayan bazı şeyleri televizyonda arayarak kendimizi tatmin etmeye
çalışıyoruz. işin içine özenti de giriyor tabi. Neymiş efendim“ Bu
böyle yapınca şöyle oluyormuş da ben de öyle yapayım” Bu ne demektir?
Gerçekten hiçbir cevap bulamıyorum. Anlamsızca, uzun
saatler televizyon izliyoruz.Bu da yetmezmiş gibi bir de özeniyoruz.
Sanki bir şeylerden kaçıyoruz değil mi? İhtiyacımız olan şeyleri
televizyonda bulmaya çalışıyoruz. Televizyonu gözümüzde nenkadar
büyütmüşsek artık her şeyi onda aramaya başladık. Bu sayede de
çaresizce bazı şeyleri taklit etmeye yöneldik.
Ben sizlere televizyon izlemeyin demiyorum. Sadece anlamsızca
uzun saatler boyunca karşısında oturmayın diyorum. Sanatçının biri
filmini altı hafta boyunca sinemada izleyenlere çekilişle araba veriyor.
Bir araba için aynı filmi altı hafta boyunca izlemek, akılsızlıktır
bence. Filmi izlensin diye yapıyor bunları ama bu filmler keşke bize
katkıda bulunsa.Ahlak yapısı bozuk, senaryosu sıkıcı ve oyuncuları
kötü olan bir filmi izlemezsiniz değil mi? Günümüzde de böyle filmler
çok ilgi çekmeye başladı. İnsanlar ahlak yapısı bozuk filmleri saatlerce
oturup izliyor. Bu sadece birimizin değil hepimizin hatta ülkemizin bir
sorunudur. Pek umrumuzda da değil ama yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz
böyle yaparak. (Bunları bir eleştirmen gibi yazdım herhalde).
Yine televizyonu da biz Türkler izliyoruz. Sabah alıyoruz kahvemizi
geçiyoruz televizyonun karşısına, akşama kadar ordayız.
Kaldırabilene aşk olsun. Önce kadın programları sonra diziler derken
gün bitmiş oluyor zaten. İşte biz Türkler için her şey bundan ibaret.
Keşke televizyon hiç icat edilmemiş olsaydı ya da biz ona bu denli
bağlanmasaydık. O zaman Türkiye kesinlikle bir numara olurdu.